STİLİNİ SEÇ

Renk seçici ile bir renk seçin veya önceden tanımlanmış stil adlarına tıklayın!

AÇIK VEYA KOYU


MODEL SEÇİNİZ


ÜÇ BAŞLI EJDERHA’DAN SÜR PULLUĞUNU ÖLÜLERİN KEMİKLERİ ÜZERİNE VE TANRIÇAY’DAN ECE AYHAN VE DONALD TRUMP’A

ÜÇ BAŞLI EJDERHA’DAN SÜR PULLUĞUNU ÖLÜLERİN KEMİKLERİ ÜZERİNE VE TANRIÇAY’DAN ECE AYHAN VE DONALD TRUMP’A

Modern öncesi toplumlarda Öfke bir patoloji ya da ahlaki zayıflık  değildir. Antik Yunan mitolojisindeki "Erinys" veya "Fury" figürü, bu anlamda öfkenin en arkaik ama en politik formudur. Erinys, yasa dışı olanı değil, yasanın kendisi tarafından meşru kılınan ya da üretilen suçu takip eder, bulur ve kendi yöntemleriyle cezalandırır. Bu noktada aklıma 2007'de Serdar Akar'ın yazıp yönettiği "Barda" filmi geliyor. Bu çok sert bir tecavüz sahnesinin olduğu filmde yasaların ceza vermediği tecavüz suçlulularının cezaevlerinde infazı konusu gündeme getirilmişti. Mersin 'de bir akşam bindiği minibüs şoförü ve onun babası tarafından tecavüz edilip ardından yakılan, vahşice  katledilen Özgecan'ın katili baba &oğul'un ve hoyratca darp edilen Güneş'in tecavüzcüsü Alp Buğdaycı 'nın da hapishanede katledildiklerini işitmiştik. İşin bana anlaşılmaz gelen bir başka yanı da yasaların suçun büyüklüğü ile orantısız olarak az verdiği cezaları hapiste çekmekte olanların [tecavüzcü & katil kısmının] , hapishanede katledilmelerinin de aslında yasalar tarafından görmezden gelinip hasır altı edilmesi ve katillerin katillerinin cezalandırılmaması.  Yasalar yasa olma ve adaleti sağlama, toplumsal vicdanı rahatlatma edimini gerçekleştirmediğinde insanlar  suçlu olduğunu düşündükleri insanlara cezaları kendi elleriyle verme yolunu seçebiliyor.  Bu çok tartışmalı bir konu elbette ve bunu savunmuyorum. Konuyu buradan,  yakında okuduğumuz kitaplar ;
[Üç Başlı Ejderha  ve Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde] ve izlediğimiz bir film
[ Pokot &Spoor] eşliğinde Erinys [ ya da Fury] denen, yasaların vermediği cezayı kendi elleriyle veren, düzenin sürdürücüleri tarafından "deli" olarak yaftalanmış, “aşırı”, “ölçüsüz”, “akıl dışı” olarak damgalanmış kadınlara getireceğim .

Aiskhylos’un "Oresteia" üçlemesinde Erinys’lerin Athena tarafından ehlileştirilmesi, yalnızca bir uzlaşma değil, öfkenin kamusal alandan sürülmesidir. Erinys denen kadınlar, kendi işledikleri suçları yasalar yoluyla suç olmaktan çıkaran erkek egemen iktidarlar ya da yasa koyucular tarafından adaletin kaynağı değil, düzenin tehdit unsuru olarak görülür. Bu mitolojik dönüşüm, modern edebiyatta ve şiirde çokça ele alınmıştır. 

Art arta  yeniden okuduğum  Leyla Erbil’in "Üç Başlı Ejderha" kitabı, Olga Tokarczuk'un "Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde" kitabı ve onun sinema uyarlaması olan İz [ Pokot& Spoor] filminde gördüğümüz "öfke" tam da bu bastırılmış, öfkeli  kadın alanından konuşur. Üç Başlı Ejderha kitabının "Bir Kötülük Denemesi" adındaki ikinci bölümünde gördüğümüz, [Ece Ayhan vb. yamyam erkek şairlerin metaforu] Tanrıçay figürü, hem erkek hem kadın, hem tanrı hem suçlu, hem şair hem canavar olarak belirir. Tanrıçay’ın  boğazına, anlatıcı kadın karakterin bir metal parçası sokarak kusturduğu taş, bizi Kronos hikâyesine taşır. Kronos'un [ hadım ettiği ya da ] yediği çocuklarının sonuncusu, onun elinden [ya da korkusundan ya da şehvetinden] tanrıça Rhea'nın [son oğlu Zeus yerine] Kronos 'a taş yedirmesi ile kurtulur. Bu hikâye yoluyla İstanbul'a ve at meydanındaki Omphalos’a  ya da üç Başlı yılan sütununa bağlanırız. Erbil’de öfke, aklını kaybetmiş bir ses değil, aklın suç ortaklığını ifşa eden bir sestir. Delilik bu metinlerde kamusal alanı iplemeyen bir tanıklık biçimidir.

Ece Ayhan’da ise Erinys hattı daha da karanlık bir yerden geçer. Devlet, çocuk, suç ve beden etrafında dolaşan şiir sesi, etik bir öfkeyi değil, kirlenmiş bir öfkeyi taşır. Ayhan’ın şiirindeki öfke, arındırmaz; yarayı açık tutar.

Olga Tokarczuk’un  kitabındaki Janina karakteri de aynı hattın çağdaş bir devamı gibidir. Janina, "av mevsimi" olarak yasallaştırılmış bir düzenin içinde sistematik hayvan cinayetlerini ya da kıyımını destekleyen erkek egemen yasa ve kilise söylemini teşhir ederken "yaşlı kadın" ve  “deli” ilan edilir. Onun öfkesi bireysel ve insan merkezci değildir; türler arası bir adalet talebinden doğar. Janina bu anlamda modern bir Erinys’tir: yasalar tarafından meşru kılınmış suçun –erkeklerin hayvanlara karşı işlediği suçun– peşini bırakmaz.

Bu üç figürde de ortak olan şey, öfkenin ehlileştirilememesidir. Erinys, Erbil’in Tanrıçay’ı, Ayhan’ın karanlık şiir sesi ve Janina; hepsi düzenin birer destekçisi olan yasaları, dini ve dili tehdit eder. Bu yüzden bu figürler susturulur, delilikle, sapkınlıkla, aşırılıkla damgalanır.

Sonuç olarak, [en son, ABD başkanı Trump'un yasadışı bir şekilde,  güç kullanarak, Venezuella'yı istila etmesi ve başkan Maduro'yu yatak odasından karısıyla birlikte yaka paça ABD'ye kaçırıp hapse tıkması örneğinde görüldüğü gibi] suçun yasalar yoluyla meşru kılınmasına duyulan [duyulması gereken] arkaik öfke bu hatta bir son değil, bir başlangıçtır. İktidarın sunduğu ve kendi haksız uygulamalarına garantörlük eden  yasalar adaletin değil adaletsizliğin göstergesidir. Erinys’ler uyanmalıdır. Çünkü panoptikonun yasalarla üstünü örtmeye çalıştığı suçlar ortadadır. Büyük yara hâlâ kapanmamıştır.  ( Zehra Betül Yazıcı 



 

 

zby

 

© 2025. Telif Haklarına tabidir. İzinsiz kopyalanamaz veya kullanılamaz
FOXY Yazılım Ofisi A.Ş.

Scroll to Top