STİLİNİ SEÇ

Renk seçici ile bir renk seçin veya önceden tanımlanmış stil adlarına tıklayın!

AÇIK VEYA KOYU


MODEL SEÇİNİZ


PERSONA; RUH İLE TANRININ KIZI

PERSONA; RUH İLE TANRININ KIZI

PERSONA:

RUH İLE TANRININ KIZI; GÖLGE GÖLGELER İÇİNDE

 Jung'a göre "Persona" ve "Gölge"; ikisi de bilinçdışında olmakla birlikte farklı katmanlarda konumlanmış insanın psişesini oluşturucu temel örüntülerden; dört arketipten ikisi. Carl Gustav Jung’un en sık başvurulan dört temel arketipi, insan psişesinin hem bireysel hem de kolektif düzeyde nasıl örgütlendiğini anlatan bir çerçeve sunar. Bunlar Persona, Gölge, Anima/Animus ve Benlik (Self) tir. Persona topluma sunduğumuz sosyal kimliktir; kültürel alana en yakın yerde iken Gölge en alttaki hayvanî ya da karanlık ya da dürtüsel yanımıza tekabül eder: Bastırdığımız, kabul etmek istemediğimiz yönlerimizdir.

Öfke, kıskançlık, korku kadar yaratıcılık ve canlılık da gölgede olabilir. Çoğu zaman başkalarına yansıtma (projection) yoluyla görünür. Jung’a göre gölgeyle yüzleşme, etik ve ruhsal olgunlaşmanın ilk adımıdır. Bunlar istediğimizde çıkarıp atabileceğimiz birer maske değildir.

Okumalarım sırasında  öğrendiğim bir kaç kavramın üzerinde ayrıntısıyla durmak  istiyorum.

PERSONA:

RUH (Alma) İLE TANRININ KIZI (Elizabeth); GÖLGE GÖLGELER İÇİNDE (Enantiodromia

(Aşırılığın zıddına dönüşmesi)

Elizabeth'in seyircinin fotoğrafını çektiği sahne ikonik bir sahne olarak isimlendirilmiş; "4. duvar"ın yıkılması [dördüncü duvarın yıkılması tiyatroda Brechtvari bir estetik bağlamında anılıyor] sinemaya değil tiyatroya ait bir kavram.

"4.duvar":

Seyirci ile sahnenin birbirinden tamamen ayrı tutulması, seyircinin hiçbir şekilde oyuna dahil edilmemesi demek.

"4. duvarın yıkılması" ise seyircinin aktif olarak filmin ya da sahnenin içine çekilmesi anlamında kullanılan bir terim yani izleyicinin izleyici konumundan izlenen konumuna geçişi bir anlamda ve izleyicilerde farkındalık yaratma, eleştirel bir bakış oluşturma ve seyircinin pasif olmaktan çıkarılması. Aynı zamanda filmin yapım koşullarının da açık edilmesi; hepsi birlikte yabancılaşma oluşturucu bir etki sağlıyor teknik olarak. [Kuru Otlar üstüne filminde oyuncunun [Samet]  sete girmesi şeklinde görmüştük] 1966'da bu yeni bir teknikti ama günümüzde çok yaygın olarak çeşitli filmlerde karşımıza çıkıyor. 4. duvarın yıkıldığı filmler olarak Deadpool, Funnygames,  Persona ve Godard  filmlerinin adı geçiyor.  İlişkili bir başka kavram ise:

 "Immertion"; "içine çekilme" olarak Türkçeleştirilebiliyor. Ancak seyircinin 4. Duvarın yıkılarak oyunun içine çekilmesinden farklı bir içine çekilme bu; seyircinin filmin ya da  [sinema, tiyatro ve diğer sanatlar bağlamında]  kurmaca dünyasının içine girmiş gibi hissetmesi, temsil değil de  geçici bir gerçeklik olarak algılaması; dış dünyayı ve kamera, ekran, anlatıcı varlığını unutması demek.  4. duvarın yıkılması bu etkiyi bozuyor yani 4.duvarın yıkılması demek immersion etkisini azaltıyor; mesafe ve farkındalık oluşturuyor immertion azaltılması ya da 4. duvarın yıkılması karakterin kameraya bakıp konuşması ile,  anlatıcının doğrudan seyirciyle muhatap olması ile,  filmin yapım koşullarını hatırlatması [FILMIN KOPMASI, yanması vs] ile sağlanabilir. Immersion yani izleyicinin filmin içine çekilmesi karakterle özdeşleşme demek değil tam olarak. Seyirci kurmaca dünyaya girebilir, kendini kaptırabilir ama karakterle özdeşleşmeyebilir; bu yöntemden daha çok klasik anlatıda bahsediyoruz. Modern sinemada; "yedi günah"tan biri kabul ediliyor. Immerson'ın bozulması ya da 4. Duvarın yıkılması modern anlatıda  kullanılan bir yöntem. Her yönetmen bunu kendi yöntemi ile yapıyor. Persona 'da immersion'un önce kurulduğunu sonra da yıkıldığını görüyoruz. Önce filme kapılır, tam kapılmışken de fotoğrafımızın çekilmesi ile uyandırılır, silkeleniriz. Haneke için [Funny Games 'de] çok bariz bir biçimde etik bir meseledir. 

AMORSUNDAN GÖRMEK: [Overtheshouldershot]  Güney Birtek 'in "Persona" ile ilgili yazılarından öğrendiğim bu kavram basit fakat anlatım olarak güçlü etki yaratan bir tekniktir. Kamera konuşan kişinin omzunun arkasından durur. Konuşanı değil de dinleyeni gösterir. Bu Wittgenstein felsefesinin Bergman'ın görsel dilinde yaşaması demektir;  izlediğimiz sahnelerde de görüldüğü gibi bu "dinlenilen" ile "anlatılan" şeyin aynı olmadığının görsel anlatımıdır.  Anlamı konuşanın değil dinleyenin konumuna taşır.  Persona'da aynı replik, bir Alma'nın bir de Elisabeth 'in amorsundan verilir.  Söz değişmez aynı kalır ama yeri yani konumu değişir. Öznel çerçevesi değişir. Alma'nınamorsundan aynı söz itiraf,  deşifre, açığa çıkma iken Elizabeth'in amorsundan yargılama, suçlama; sessiz bir şiddet haline gelir. Sahnenin dramatik merkezi sözde değil bakışta 'dır. Yani bu sahne Zizek’in vajina paralaksı ile açıklanan;  durulan yerden  [deneyim, bilgi, görgü] görünen şeye ya da anlamın farklılığına vurgu yapar. Anlam

kullanımda ya da bağlamda oluşur. Tek bir Hakikat yoktur; Hakikat konumda belirir. Yüz, sessizlik ve bakış da anlam oluşturucu bir dil oyunudur. Amorsundan görmek anlamın bakışlarla kurulması demektir. Birisinin [anlatanın, konuşanın] omuzundan,  arkasına geçerek oradan çekim yapmak ve  Dinleyenin yüzünü göstermek dinlemenin pasif olmayıp anlam kurucu olduğuna vurgu yapan bir tekniktir. "Persona" filmi hakikati anlatmaz hakikatin neden imkânsız olduğunu gösterir.  "Gerçek ne ?" diye soramam . "kim nereden bakıyor? " diyebilirim.

Kronotop kavramı zamanın mekânda somutlaştığı, mekânın da zamanla anlam kazandığı anlatı düğümü [ Son Hikâyeler ve Stalker'da belirgin]; boş ve sade, soğuk, karlı, karanlık, çürümüş, çamurlu vb. mekân ve yavaş akan zaman  karakterlerin varoluşlarının biçimlenmesi ile bağlantılı.

****

Adın, temsil ettiği şeyle biçimsel ya da anlamsal benzerlik kurması; Amblematik isimlendirme, Kratilosçu adlandırma örneği olarak:

 ****

Alma 'nın kelime anlamı: "Ruh"

Elizabeth'in kelime anlamı " Tanrının kızı".

****

Persona'da çekirdek kavram; Jung'un bireyleşme [individuation]  aşaması ve annelik rolünün, anneye biçilmiş (fedakâr, arzu duymayan, öfkelenmeyen rollerinin vb.) sorgulanması.

****

Persona filminin Görüntü yönetmeni:

Sven Nykvist

Doğum–Ölüm: 1922–2006

Ülke: İsveç

Ödül: Akademi Ödülü (Oscar) – CriesandWhispers (1973) Akademi Ödülü (Oscar) – Fannyand Alexander (1982). Persona filmi Oscar kazanmadı, ancak Nykvist’in geliştirdiği aşırı yakın planlar Yüzleri neredeyse soyut bir yüzeye dönüştüren devrimci görsel estetik dil olarak kabul edilir. Alma ve Elisabeth’in yüzlerinin üst üste bindirilmesi: Tek bilinç / iki beden konusua vurgu yapar.

Işık Etiği: Doğal, yumuşak ama acımasız ışık. Gölge saklamaz, ifşa eder

Nykvist’in felsefesi: “Işık dramatik değil, ahlaki olmalı.” Sessizlik Sineması,

Diyalog eksikliği  [Görüntü anlam üretir)

Bergman – Nykvist Ortaklığı

Bu ikili sinema tarihinde en güçlü yönetmen–görüntü yönetmeni birlikteliklerinden biridir. felsefi yapı ve varoluşsal sorunu dile getiren Bergman ile bedensel algı  ve görsel etik konusunda  ustaların ustası Nykvist  ortaklığının en radikal, en soyut, en riskli ürünü Persona filmidir. 

Persona'nın öncülü diyebileceğimiz bir kaç film:

Maya Deren'in yönettiği Meshes of afternoon [1943 ] deneysel sinema örneği olup Persona'da da olduğu gibi tek kadın ile çoklu benlik durumunu rüya benzeri bir atmosferde kurar.

 

Repulsion;  Roman Polanskis 'in yönettiği 1965 yapımı bu film Persona'daki gölgenin oluşturduğu ontolojik krizden farklı olarak daha saldırgan bir yapıdaki gölgenin benliği istila edip psikoz oluşturma durumunu ele alır.

 

Mullholland Drive, 2004 yapımı bu film ise David Lynch tarafından çekilmiştir . Persona'da ki gibi tek kadının iki ayrı yüzü, sabit olmayan BEN iki ayrı kadın şeklinde verilir (Betty ve DİANA)

 *19 Aralık 2025 akşamı Bursa akademik Odalar yerleşkesinde Bursa Tabip Odası okuma grubu olarak bu senenin son toplantısını gerçekleştirdik. Ingmar Bergman'ın Persona filmini Ferda [Firdin] yorumladı. Olga Tokarczuk'un Son Hikâyeler kitabını da Gönül [Malat] değerlendirdi.

(Zehra Betül Yazıcı)

© 2025. Telif Haklarına tabidir. İzinsiz kopyalanamaz veya kullanılamaz
FOXY Yazılım Ofisi A.Ş.

Scroll to Top