DİĞER EV (SECOND PLACE)
Zehra Betül Yazıcı
“Diğer Ev”(Second Place)[i]
Rachel Cusk’ın Diğer Ev romanı deniz kenarında, insanlardan uzak bir bölgede kocasıyla yaşayan bir kadının hikayesine odaklanır. Bu kadın resimleriyle hayatını değiştirdiğine inandığı bir ressamı (L) yaz boyunca konaklaması için evine davet eder. Evin bulunduğu gelgit alanının gizemli manzarasının ressamı da etkileyeceğini ve bu manzaranın resmedilmesiyle hayatının anlamının açığa çıkacağını umar. Ancak ressamın uzlaşmaz ve esrarengiz kişiliği ailenin huzurlu görünen yaşamındaki çatlakları ortaya çıkarır ve bu sessiz mekan hayatla ilgili temel soruların su yüzüne çıktığı bir drama sahne olur”(yapikrediyayınlari. com. Tr)
Bu kısa romanın Mabel Dodge Luhan’ın 1932 tarihli Lorenzo in Taos adlı anı kitabından esinlenerek yazıldığı biliniyor. Rachel Cusk’ın bu kitabında, Luhan’ın, D.H Lawrence’ı New Mexico’daki evine davet ettiği gibi M (mabel) adlı kadın ( yazar) L.(Lawrence) adlı ressamı gelgitlerin yaşandığı bir coğrafyadaki konuk evine davet eder ve okuru, sanat, kimlik, aile, anne, çocuk ve eş ile diğer insanlarla ilişkilerimiz, kadının özgürlüğü, erkeklerin evlilikteki ayrıcalıklı konumları ya da iktidarları üzerine ayrıntılı gözlemlere dayalı bir yazınsal şölene çağırır.
“RachelCusk 1967 yılında Kanada’da dünyaya geldi ve çocukluk yıllarının büyük bir kısmını Los Angeles’ta geçirdi. İlk romanı "Saving Agnes"la (1993) Whitbread İlk Roman Ödülü’nü kazandı. "A Life’sWork: On Becoming a Mother"da (2001) ise anneliğin nasıl bir duygu olduğunu inceledi. "The Lucky Ones"ta (2003) ise beşi de ebeveyn olan kişilerin ağzından beş ayrı anlatımı denedi. 2003 yılında Rachel Cusk Granta dergisi tarafından İngiltere’nin en iyi yirmi yazarı arasında gösterildi. Yazarın sonraki romanı 2006 yılında yayımlanan "Arlington Park"tır. Daha sonra ‘Çerçeve Üçlemesi’ özellikle yazım tarzıyla büyük ilgi gördü. 2021’de Diğer Ev ve 2024 te Geçit Töreni isimli kitapları yayınlanmıştır. Ayrıca bir çok deneme ve Medea isimli bir Tiyatro versiyonu kaleme almıştır”
Bursa Tabip Odası okuma grubunda arkadaşım Yelda (Ertürk) yazar hakkında yukarıda alıntıladığım bilgileri verdikten sonra kitapta geçen olaylar ve karakterler ile sanat tarihinden tablolar arasında metinlerarasılık kurmuş. Bu tablolar şöyle: Anselm Feuerbach, Symposium, 1874, Arnold Böcklin, Otoportre,1872, Arnold Böcklin, Ölüm Adası, 1880, Max Ernst, TheTriumph of Surrealism, 1973, Max Ernst, The triumph of love or false allegory, 1937, Rembrant/ CaimSoutine, Sığır Karkası, 1656, 1924, Francis Bacon 1909-1912, Francis Bacon, Otoportreler, 1900-1902, Diego RİVERA 1886-1957, Diego Rivera, Çiçek Festivali, 1926-1928, Caspar David Friedrick, Deniz Kenarında Keşiş, 1810, Tiziano Vecellio, UrbinoVenüsü, 1538, WillamBlake, Pity, 1795, Michelangelo, Pieta, 1497-99, Amedeo Modigliani 1884-1920, Michelangelo, Adem Havva ve Yılan, 1508-1512, Caspar David Friedrick, Deniz Kenarında Ayın Doğuşu, 1822. Bir de şeytan bağlamında Goethe’nin” Faust”’u ile Mikhail Bulgakov’un “Usta Ve Margarita”sı. Buna Thomas Mann’ın “Venedikte Ölüm”ü de eklenebilir.
Özlem (Köksal)' in yazısını okudum az önce o gün toplantıda da konuştuk ama üstünde çok duramadık. Özlem Rachel Cusk'ın dilin anneye resmin babaya ait olduğunu söylediği cümleyi aktarmış:
"Resmin bir dili yok ve hiçbir şey söylemeden konuşmak mümkün resim ile. Yazara göre ressamlık babadan, yazarlık anneden geliyor. Çünkü annenin dil olduğunu düşünüyor". Julia Kristeva'dan yola çıkarak bunun tam tersinin doğru olduğunu düşünüyorum. Yani dil alanı, sayılar, simgesel alan, temsiliyet ya da odipal alan Baba'ya aittir. Preodipal olan; dil - öncesi alan; söz ya da yazılı olmayan ise anneye aittir. Apollon&Dionysos, Akıl&Duygu, Bütün&Parça karşıtlığı gibi de düşünülebilir. Kristeva'nın tezi bu; Saussure ve Lacan gibi fallusu yücelten dilbilimcilere ve psikanalistlere karşı durduğu yer. Resim de aslında bir dil (roman gibi). Orada da renkler ve semboller ve temsili bir durum ya da imgenin bir şekilde dile gelişi söz konusu. Bu nedenle Rachel Cusk resmin neden babaya ait olduğunu düşünüyor, tam olarak anlayamadım açıkçası.
Mabel Dodge Luhan'ın bir fotoğrafı var. Burada Gertrude Stein'ın sevgilisi Alice B Toklas'a çok benziyor. Peter Sellers'ın I loveYou Alice B. Toklas isimli bir filmi vardı. İzlemiştim daha önce ama şimdi link bulamadım. Modigliani ile de ilgili bir film varmış.
Aslında akıl ile duygular ya da bilinç ile bilinç dışı arasında bir yarık daha doğrusu karanlık bir alan var sanat orada yeşeriyor; gerçek sanat söze, dile ya da yazıya ya da resme dökülmemiş olan ve böyle olunca da Diğer Ev'deki gerçek sanatçı aslında Tony ve M'ye “ben seninle kalbimle hep konuşuyorum” diyor… https://dai.ly/x6dfc02
Persona deyince Ingmar Bergman'ın Persona filmi ve oradan da Mulholland Drive filmi ve üst üste binmiş iki yüz (suret) olayına gidebiliriz. Bu arada David Lynch de melek olmuş karanlık bir melek mi yoksa beyaz bir melek mi bilemem.
M'nin dramı, sanırım bütün ya da çoğu kadın gibi, gitmek ve kalmak arasında yaşadığı ikilem. Bir yerde şöyle diyordu; "bana değişmez ya da sabit olarak sunulan her şeye içgüdüsel olarak isyan ederim"
Sanat aslında karanlık evde, ama sanat aşamasına geldiğinde tam olarak o karanlığı ifşa edemiyor. O ifşa anında şeytan gözlerden ırak durmak için biraz gerilere çekiliyor ya da şeytan, bilinç dışının alanı delilik dışında sanatsal alanda kalmayı başardığında, gözlerden uzak kalmayı başarıyor diyebiliriz.
Aslında imgesel dönem& simgesel dönem adlandırması biraz kafa karıştırıcı. Çünkü imgelem[ii] aslında zihinsel olan demek ve imgenin aşamaları var; bir nesnel imge ve bir de fantazmik imge şeklinde. Yani ilki bir nesneye ait olarak kafamızda- zihnimizde beliren görsel imge - imagination. Bir de fantazmik imge var. Bu nesneye ya da varlığa ilişkin olarak ondan yola çıkarak üretilen fantazma ya da yaratı. Ve bir karışıklık daha var imaj deyince sadece resim anlaşılıyor ama yazıya dökülmüş kelimeler de aslında birer imaj ya da görsel imge. Söz ise işitsel imge statüsünde.










